Gözlerim nehirleşir benim. Ahşap parkelerin üzerinde yalnızca, kenarları ahşap işlemeli, bordo bir berjer koltuk, dört ayağının tozlu puslu izi üzerinde öylece duruyor. Bomboş bir salonda; bu salon sanki bir bekleme odası, bir dans stüdyosuna da benziyor, duvarlar isli gibi bir karanlıkla kaplı, ama aynalar varmış sökülmüş, izleri duruyor duvarlarda. Koltuk dört ayağının izi üzerinde, ben koltuğun üzerinde, yığılmış gibi oturuyorum. Kocaman bir salonun penceresiz tarafında bir bordo koltuğun ucunda oturuyorum da arkama yaslanmış; kollarım, bacaklarım bana ait değilmiş ya da bir kuklaymışım da, iplerimden kurtulmuş gibi duruyorum öylece, devinimsiz. Tozlu parkelere bakıyorum; hafifçe kalkmış, sıyrılmış, çivileri paslanmış, araları açılmış parkeler… Kimbilir kaç yılın yan yana parkeleri, araları ne olmuş da açılmış kimbilir. Tozların dolduğu parke aralarını dolduran, zamanın kendisi gibi ve aralarını açan onların…
Gözlerim… Yeşil gözlerim nehirleşir benim. Dolar, dolar da nehirler birikir gözlerimin içinde. Rengi açılır, berraklaşır ve buz gibidir böyle bir yeşilin içine düşsen, içinde dursan bir vakit, sürükler, götürür seni. Sonra bir şelale oluverir, kapıp koyverir beyaz köpüklerin arasında, sarıp sarmalayıp metrelerce yükseklerden aşağılara atar, köpüklerin arasına gömer gibi akar bir şelale, kafana kafana. Sonra, birkaç kulaç ötede dingin bir suya dönüşür. Bakar o gözlerime. Yalnızca o öyle bakar. Dalar gözlerimden içeri. Durur da, sürüklenir de; akar gider içimde.
Yıllar önceydi, gözlerimin içine içine bakardı ve o demişti “nehirleşiyor gözlerin” diye. Öyle, dolardı gözlerim o bakınca. İçimde konuşuyor sanki. Öyle geçiyor ki, öyle dokunuyor ki geçtiği yerlerden, gitmiyor hiç. Bende seyretmeyeduruyor. O bende derinleştikçe, ilerledikçe, geriye gidiyorum ben. Akrep ve yelkovana bir lastikle gerilmişim de, onların tersine doğru fırlatılmışım gibi gidiyorum hızla, bütün o zamanı da alıp.
Sokağın başındaki yanmış bir ahşap evden sözediyordu ve hala yandığından. Pencereden bakıyordum kapının önündeydi. Pencerede duruyordum, gitmeye hazırdı bıraksam. Yanına indiğimde bir dirseğini çöp konteynırına, bir elini cebine koymuş öylece bakıyordu bana. Karşısındaydım. Cebindeki eli, cebinde değil de yüzümdeydi sanki. Konuşurken nefesi değil de kelimeleri dokunuyordu yüzüme. “Gitmem gerek” dedim ona. Lanet olsun! Bunu kimbilir kaç kadından duyacaktı ve ben kaç adama daha söyleyecektim. Gitmem gerek! Gitmek gerekir bazen, ama hiç gitmedim ben. Zamanlar karıştı. Sanki ilerlemedi zaman da, derinleşti. Bizim yolumuz göğe paralel değil de dikey bir yol sanki; yerin dibine doğru bir derinleşme bizim yolculuğumuz.
“Gitmem gerek” deyip durdum. Kaçtım. O değdi, dokundu. durdum ben. Öylece salak gibi durdum. Durarak, hiçbirşey yapmadan, devinimsiz bir gitmek benimki. Kendimden çıkıp çıkıp kendimi gördüm, metrelerce yükseklerden, onu değil. Söyledikleri anlamlıydı, güzeldi, hoşuma gidiyordu ve bu yüzden belki de, gitmem gerekiyordu. Korkuyordum. Bana benden yakındı. Benden iyi, benden net, benden fazlasını görüyordu. Beni görüyordu. Beni görmeyen gözler, bana öyle bakmayan, bana öyle konuşmayan gözler istiyordum ve gidiyordum durmadan. O yanımdayken gidişim bir duruş oluyordu. O yokken duruşum bir gidiş…
Bale pabuçlarım var benim beyaz, pembe. Parmak uçlarımda; yalnızca parmak uçlarımın zemine değmesiyle oluşan o plastik sesi çıkararak kendi içimde yürüyorum. Bu karanlık, tozlu ahşap salonda, ipi kopup bu koltuğa yığılmış bir kukla gibi oturduğum bu koltukta, belki de ilk defa ona yürüyorum. O yanan ahşap evin salonu da böyle miydi? Toz tutmuş penceresinden içeri sızan şu ışık, böyle mi dağılıyordu içerde? Peki bütün bunları dilime vuran, bana o ahşap evi hatırlatan şu isli duvarlar, şu tozlu ahşap zemin mi? Duvardaki ayna sökülmüş ama, kendimi görebiliyorum. Senin gördüğün gibi! Onun gördüğü gibi kendimi görebiliyorum! Bunlar senin gözlerin mi? onun gözleri mi bunlar? Gözlerim nehirleşiyor benim. Artık korkmuyorum da… Gitmiyorum bak! Ama gelmiyorum da değil mi?
O gözleri buldum ben. O gözlerle gördüm kendimi. Hep bunu merak ettim. O gözler beni nasıl görüyordu…beni nasıl görüyordu o gözler, bunu merak ettim ben hep. Onları sana çevirmek hiç aklıma gelmedi benim. Hiç aklıma gelmedi…
Gözlerim nehirleşiyor benim.

0 Yorum yazan:
Yorum Gönder