
Bundan yaklaşık 500 yıl evvel bir yarımadada, sultanlardan bir sultan, zaferler kazanmış, aradan yıllar geçmiş de bir saray yaptırmıştı. Hem tahtta hem bu alemdeki son yıllarını, sarayında bir çeşit inziva hayatı yaşayarak geçirmek arzusundaydı. Devlet işlerinden uzaklaştığı da, en mühim kararların alındığı, devlet erkanının karargahı da bu haşmetli saray olmuştu. Büyük hükümdar her fırsatta sarayın bahçesinde yürüyüşler yapıyor, kuşları besliyordu. Öyle ki kargalara imrenerek bakıyor, kısacık ömrüne hayıflanıyordu. Genç yaşında devraldığı taht büyüklerinin ömrünü tüketmiş, ölümlerini hızlandırmıştı. O da aynı kadere boyun eğeceğini düşünüyor, kargalara tahta geçmeleri için espriler yapıyordu. Saray halkı sultanlarının delirdiğine hükmediyor, onun saraya alıştırdığı kuşlardan, bilhassa kargalardan yaka silkiyordu. Kırdıkları cevizlerin hadde hesabı yoktu, pisliği de çoktu. Sarayın hizmetlileri bu konuyu sultanlarına açmak istiyorlardı lakin, kellelerini ortaya koymanın bir alemi yoktu. Zaten sultan delirmişti kuşlarla konuşuyordu, e ömrü de çok kalmamıştı. Kargalara kalsa bunlar bütün saray halkını gömer, mezar taşlarında ceviz kırardı.
Bir sabah sultan ağırlaştı ve her zaman bahçede olduğu saatte yatağından kalkamadı. Bütün kargalar sarayın bahçesinde toplanmış, sultanı çağırıyor, feryad figan nidalarla tüm sarayı inletiyordu. Sultanın hayıflandığı kısa ömürcüğünün vadesi dolmuştu artık ve bütün bir gün ağır ateşler içinde kıvranan yorgun bedeni geceyarısı kendini bırakmıştı. Sultanlarının ani ölümüne pek şaşıran, üzülen saray ahalisi bir yandan da gece gündüz dinmeyen karga seslerinin sorumlusu olarak onu görüyor ve büyük öfkeyle kargalardan kurtulmaya çalışıyorlardı. Tahta geçen nice hükümdarlar kargalar için çözümler üreterek başlıyorlardı işe. Her gelen hükümdar sarayın sınırlarının daraltılmasında, kargalar uzaklaşmıyorlarsa, kargalardan uzaklaşmakta buluyorlardı çareyi. Seneler sonra tahta geçen bir hükümdar sarayın yüzbinlerce metrekarelik bir alana kurulduğunu fakat, bu alanın asırlar boyunca yüzde 11,4 daralan saray sınırlarının çok ciddi boyutta değerlendirilmesi gerektiğini düşünerek bu daralmaya son vermişti. Uzun yıllar sürüp giden karga-saraylı kavgası başka bir sarayın yapılmasıyla son bulmuş, saray halkı yeni saraya ve devamında yapılan saraylara dağılmışlardı. Bu kavgadan galip çıkan kargalar çoğalarak, terk edilmiş sarayda kendi sarayları gibi bağıra çağıra, yürüyüp uçuyor, sarayın tarihi mermerlerinde cevizlerini kırıyorlardı.
Son hükümdar, bütün heybetiyle devletini upuzun bir masa çevresinde, ingiliz kraliçesinin hediyesi görkemli avizenin altında topladı ve kargalar basmış sarayı ziyarete açmaya karar verdiğini açıkladı. Salonda bir uğultu koptu kopmasına ancak, bu karar hem o sarayı terk edilmişlikten kurtaracak, hem yabancıları ağırlamak, onlara devletlerinin büyüklüğünü göstermek için kullanılacak ve belki kargaları da kaçıracaktı. Tez elden karar uygulamaya geçti. Sarayın kapıları ağır ağır açıldı ve sarayda içeriden dışarıdan bakım onarım ve temizlik yapılmaya başlandı. Kısa sürede misafirlerini ağırlamaya başlayan sarayda ne kargalar, ne sesleri eksik olmamıştı. Kargaları soran yabancı misafirlerini “padişahsınız çatlak sesler muhakkak olacaktır” diyerek cevaplayan hükümdar kurduğu bu geçiştirme cümlesiyle çaresizlikten derin felsefelere de girerek çeşitli kılıflar uyduruyor ve beğeni kazanıyordu. Misafirlerin memnuniyeti yayıldıkça yayılıyor, saray ziyaretçi akınına uğruyordu. Sarayı tamamen ziyarete açmak ve saray hazinesindeki eşyaları sergilemekte çare bulan hükümdar bu kararı hayata geçirememiş de olsa pek memnun olmuş, son yıllarını da huzur içinde geçirmiştir.
Cumhuriyetin kurulmasıyla halkın ziyaretine açılan, kargaların tarihi mermerlerde ceviz kırmaktan, çalışanlarınsa kargalarla uğraşmaktan vazgeçmediği saray, tarihi mermerleri sökülerek yerine arnavut kaldırımlarının yapılması, saray duvarları boyunca ceviz ağaçlarının dikilmesiyle Dünya sarayları arasındaki yerini hala korumaktadır.


